Loading...

28 Eylül 2009 Pazartesi

LOTO

Manken gibi bir eşim, iki çocuğum, istanbul’un en güzel yerinde çok güzel bir evim, süper spor bir arabam, eşimin de küçük ama çocukları okula bırakırken kullandığı bir arabası var. Her yaz tatile çıkabiliyoruz. Mükemmel bir seks hayatımız var ve birbirimizi hala çok seviyoruz. Neyse akşama da bebek’te ortak arkadaşlarımızla balık yiyeceğiz.

En azından hayellerim böyleydi. İnsan hayalleriyle yaşar derler ya benimki de o hesap. Tamam biraz gerçeklerden bahsetmenin zamanı geldi;

Makine mühendisiyim. Eşim çalışmıyor. Bir çocuğum var. Tek maaşla istanbul’da geçinemediğimiz için bursa’ya yerleştik.32’me gelip hala evlenemediğimden annemlerin bir tanıdığının kızıyla evlendim. Güzel değil. Belki ben de yakışıklı değilimdir ama koca göbeğine, yüzündeki et benine ve geriye doğru değil de yana doğru genişlemiş olan kalçasına artık tahammül edemiyorum. Oğlum doğduktan beri benden çok onunla uyuduğu için seks hayatımız da berbat.

Oğluma gelince; her şeye ağlamasından bıktım.hayallerimde hep; dizleri yara bere içinde ama mutlu bir çocuk vardı.ama benimki hem çirkin hem de her şeye ağlıyor. Bunda ağlayarak annesine iş yaptırabilmesinin payı büyük. ama onu geçtim en küçük bir düşmeye bile ağlaması o’nu camdan aşağı atmama neden olacak bir gün. Hayallerimle benzeşen tek şey akşam yemeğine gidiyoruz. Ama kayınvalidemlere; iftar yemeğine…

4-10-13-15-20-32… 20 yaşımda tüm umudumun lotoda olması ne kötü. peki ya sabah uyandığımda okula gitmeye üşenip de sırf loto oynamak için yataktan çıkmak? Hep bu sayılara oynuyorum. Çıkarsa mükemmel bir hayatım olacak ve ben bu lanet yurttan kurtulacağım. Ortak tuvaletten ve bir kutuda 6 kişi yaşamaktan…

artık bu lanet okulda son senem. “after holiday party!”… mıy mıy mıy… şuralara gidip de karı-kız kaldırabilenlere çok özeniyorum. Ben yurtta ayak kokusu çekerken insanlar geceyi kafalarını iki iri göğüs arasına sokarak geçiriyorlar. Belki de 4 kim bilir?

Sabah dersten önce millet Cuma günkü partiden bahsediyordu. Gelicek misin dediler hayır dedim. Sonra düşündüm; bir gece… sadece bir gece… yemekten kesip canlı kanlı kızları yesem ne çıkardı? 25 liraya bir içki de içinde. Başka bir şey içmem ve kızların sarhoş olmasını beklerim… evet geliyorum!

Dans etmeye çekinmek ne kötü. millet dans pistinde kızlarla sarmaş dolaşken ben vodka-portakalım bitmesin diye yavaş yavaş içiyorum. Sonra bir cesaret kendimi piste atıyorum. Öylece sallanıyorum aslında, dans ettiğim falan yok.sonra “o”nu gördüm. Önümde dans ediyordu, gülümsedi. Yanaştım arkasına, kalçasını dayadı ve dans etmeye başladı. Kafayı yemek üzereydim. O sarhoştu ben de kendimden geçiyordum yavaş yavaş. 2 dakika sonra üzerimde pantolonum olmasına rağmen boşaldım. Kıpkırmızı oldum. Bir şey hissetmedi sanırım ama ben çok utandım. Artık sallanmıyordum da. Öylece durdum pistte.

O kadar gürültünün içinde bana her şey çok sessiz geliyordu. Sessizliği “o” bozdu. Bana döndü ve kulağıma bağırdı; “tekila ısmarlar mısın?”

Hay bin kunduz. Bu hiç hesapta yoktu ki. Peki dedim. 2 tekila istedim bardan. 30 lira dedi barmen. Yuh dedim içimden; 2 shot bardağı 30 lira… her neyse tuzu baş parmağımla işaret parmağımın arasına döktü ve yaladı… sonra tekilayı içti ve limonu emdi. İçmeyecek misin dedi bana. Bir şey söyleyemedim. Daha demin yaptığı şeyi yine yaptı ve dudaklarıma yapıştı. Birkaç dakika sonra “evine götür beni.” Dedi kulağıma. O sırada boşaldım. Kekeleyerek “evim yok, yurtta kalıyorum ben.” Diyebildim. Bir kahkaha attı ve dans pistine geri döndü. Ordan çıkıp yurda gittim. İnternetten loto sonuçlarına baktım, yine çıkmamıştı. Tuvalette “o”nu düşünüp mastürbasyon yaptım ve uyudum.

Sevmediğim bir kadınla evlenmek… ben bugün bunu yaşıyorum. Üstelik iğrendiğim bir düğün şekliyle; çerez, limonata… hani yemekli düğün? Loto bana ihanet ediyor ama ben ondan hala vazgeçmedim. Kiralık damatlığıma ve eşimin kiralık gelinliğine bir şey olmasın diye çok dikkatliyiz.

Sonunda bitti şu aptal düğün. Gerdek gecesi cidden enteresan bir durummuş. Hiç etkileyici bir vücudu yok aslında. Sonunda çıplağız. Yatağa yattı kaldı öylece. Gerçi o gelinliğin altından bir vamp kadın çıkmasını beklemiyordum kabul ama bu kadar pasif olması da çok can sıkıcı. İçine girdim ve 1 dakika sonra boşaldım. Lanet olsun! Ama buna bir tepki vermedi. Hemen banyoya girdi. O çıkınca bir kez daha denemek için niyetlendim ama uyumak istedi. Banyoya girdim ve mastürbasyon yaptım.

Erken boşalma konusunda bende bir sorun olduğuna inanmıyorum. Böyle bir kadınlayken ne olabilirdi ki? Zaten kendisi de bundan şikayetçi değil… seksten bir bok anladığı yok.

Bugün annemlere bayram ziyaretine gittik. Bizim kuzen de eşiyle gelmiş. İkisi de doktor. Havadan sudan, çocuklardan muhabbet işte… tabi süper aile görüntüsü vermeyi ihmal etmiyoruz. Cahil karım altta kalmamak için bir sürü yalan sıkıyor. Annemse ağlayan oğlumu susturmak için uğraşıyor. Yeter artık sus diye bağırıyorum oğluma. Herkes susuyor, kuzen ve eşi biz kalkalım diyip gidiyorlar.

…Hayallerimle benzeşen tek şey akşam yemeğine gidiyoruz. Ama kayınvalidemlere; iftar yemeğine…

kayınvalidem meymenetsiz suratıyla açıyor kapıyı. Yemekler bitiyor. Salak çay muhabbetlerine geçiliyor. Kayınpeder ligden bahsediyor. Artık daralmaya başladım. Tuvalete gitmek için kalkıyorum. Mutfağın yanından geçerken televizyondan duyduklarım beni oraya çiviliyor; “ve kazanan numaralar…”. Bunlar benim numaralarım… onları nerde duysam tanırım. Sonunda oldu işte. İçeri gidiyorum ve “hepinize elveda, ben artık yokum. Hepinizi bırakıp ait olduğum hayata gidiyorum.” Diyor ve evden çıkıp gidiyorum.

Ankara’ya gidiyorum. Milli piyango idaresinden içeri girip “benim o. Bu hafta ben kazandım. 6’yı ben bildim.” Diyorum. Görevli; “nasıl olur beyefendi bu hafta loto devretti, kimse 6 bilemedi diyor.” Saçmalama benim numaralarım söylendi diyor ve biletimi görevliye uzatıyorum. İnceliyor ve; “beyefendi, sizin numaralarınız 4-10-13-15-20-32 ama bu hafta çıkan sayılar 4-5-10-13-15-20…” diyor. Olduğum yerde çöküp kalıyorum. Ama aklımda olan tek şey bizimkilere ettiğim laflar. Her şey bitti sanarken çöplüğüme geri dönüyorum…

Kapıyı açtığımda karımın çığlıklarıyla irkiliyorum. Salona bakıyorum ve sevişmelerimizde sadece yatağa yatıp bacaklarını açan karımı tanımadığım bir adamın üzerinde kendinden geçmiş bir halde görüyorum. Ses etmeden evden çıkıp annemlere gitmek için hareketleniyorum. Yolda bir loto oynuyorum ve daha sonra otobüse biniyorum. O kadar kalabalık ki hareket edemez haldeyim. Kendimi bir kadının arkasında buluyorum. Dikkatlice bakıyorum… evet bu “o”… rahatsız olmuş gibi bana bakıyor ama tanımıyor. Ayrıca hamile… hala çok güzel. Ama işte yine o kalçalar önümde. 5 dakika sonra boşalıyorum. O bir şey hissetmedi sanırım ama ben çok utandım. Attım kendimi otobüsten aşağı. Sonra yolda düşünüyorum neden 5 dakika diye…yoksa lotoda 5’i bilememek yerine 20’yi mi bilmeseydim…

ISSIZ ADAM OLMAK

Bence ıssız adam filmi beni anlatıyor. Ne kadar sevsem de bir kadına bağlı olmak bana göre bir şey değil. O yüzden bu gece yalnızlığımın 8. ayını geçiriyorum. Issız adam’dan tek farkım ise o her gece başka bir kadınla olurken ben en fazla küçük beyoğlu’nda bira içiyorum.

Filmi bitirip bilgisayarı açtım. 3 kıza msn’den “slm” yazdım. Biri durumunu meşgul yaptı; biri çevrimdışı oldu; bir diğeri ise “şu anda müsait değilim sonra konuşsak.” Yazdı. “tamam canım.” Dedim. Bence kızlar kendilerine “canım” denmesinden çok hoşlanıyorlar. Kızlarla erkeklerden daha iyi anlaşabiliyorum. Çok yakın bir arkadaşım var ismi; Özge. Aslında ondan çok hoşlanıyorum. Ama açılamadım. Bence o da benden hoşlanıyor ama arkadaşlığımızın bozulması korkusu ona engel oluyor. Hatta doğum günümde bana bir saat hediye etti. Bence bir kadın sadece sevdiği adama saat alır…

Saat 3 gibi özge’ye mesaj atıyorum; “slm cnm nbr?”. 22 dakika sonra cevap geliyor; “pek ii diil senden nbr?”. “aa.. neyin var cnm?” diyorum 2 dakika sonra. 14 dakika sonra; “ya can içimde bişeyler var. Artık saklayamayacağım. Yarın buluşsak bir şeyler içsek, anlatsam.” Diyor. 3 dakika sonra “tmm cnm tabi buluşuruz. Nerde buluşalım? Yemek de yeriz istersen. Sen sıkma canını bebişim.” Yazıyorum. Cevap gelmiyor… 36 dakika sonra çaldırıyorum. Çaldırdıktan 11 dakika sonra mesaj geliyor; “8 gibi burger’ın önünde.” Diyor. 2 dakika sonra “tmm cnm bnm sen düşünme şimdi. Uyumana bak. Hadi iyi uykular öptüm tatlı rüyalar.” Diyorum.

Saat 05.13. bir sigara yaktım ve yarını düşünmeye başladım. Sonunda istediğim kadın da beni istiyor. Bir şeyler içtikten sonra eve de atarım… bence özge daha önce yapmıştır… yani öyle bir kız. Devamlı göğüs dekoltesi vardır. Kızıl saç yeşil göz… bacakları o kadar güzel ki kaç kez mini etek giymesi için dua ettiğimi hatırlamıyorum. Yarın giderken bir kutu kondom alsam iyi olur. Sigaramı söndürüp uyuyorum…

Uyandığımda saat 16’ydı. Buluşmaya 4 saat kaldı. Gidip duş aldım. Koltuk altı kıllarımı kestim ve bilirsiniz işte… etek traşımı oldum. Gece beni bekliyor… bir sigara yaktım ve pizza sipariş ettim. Pizza gelene kadar yatağı düzenledim. En yeni ve temiz nevresim takımını serdim. Evi temizledim. Pizzayı yerken msn’de seçil’e “slm cnm nbr?” yazdım. “ii saol senden nbr?” yazdı. “ben de iyi nasıl gidiyor?” dedim, bir şey yazmadı. İki kere titreşim yolladım, sonra çevrimdışı oldu.

Saat 18.30 gibi dolabı açtım. Bir kot giydim, üzerine ise bir tshirt. Ama tshirt fikri pek hoşuma gitmedi. Gömlekte karar kıldım. Hem böylece özge gömleğimin düğmelerini tek tek açacak ve çok daha heyecanlı anlar yaşayabilecektik. Ayna karşısına geçtim. Hay aksi şeytan! Neden önemli zamanlarda şu saçım istediğim gibi olmaz ki? Saçımı yıkadım ve şekil vermeye çalıştım. Yine istediğim gibi olmadı. Bir kez daha yıkadım ve şekil verdim. Bu sefer güzel olmuştu. Çakma parfüm dolduran bir mağazadan aldığım davidoff marka parfümü de sıktım.

Kapıyı çekip dışarı çıktım. Evden çıkarken saat 19.20’ydi. unutkan biriyimdir ama bu sefer her şey dört dörtlüktü. Yatağı bile hazır etmiştim. Beşiktaş’ta yürümeye başladım. Bir eczaneye girdim ve çilek aromalı prezervatif istedim. “en büyük boyundan olsun.” Diye de ekledim. Bence kızlar prezervatifi çıkarırken büyük olmasından etkileniyorlar. Prezervatifi özge’nin elleriyle taktığını hayal ettim. Müthiş bir his olmalıydı. Eczaneden çıkıp taksiye bindim. Burger’ın önüne geldiğimde saat 19.50 civarıydı.

Saat 20.10 olmuştu ama özge ortalıklarda yoktu. Aradım açmadı. Mağazaların vitrininden kendime baktım ama saçım evden çıkarkenki gibi değildi. Her rüzgarda bozulmak zorunda sanki değil mi? Bir sigara yaktım ve özge’nin ne giyeceğini düşündüm. Mini etek giymesini umuyordum. Üzerine de askılı bol dekolteli bir bluz. Umarım o göğüsler destekli sütyen harikası değildir. Ama yok olamaz; gerçekten müthişler…

Saat 20.53. işte geliyor. Ama üzerinde bir kot var. Biran hayal kırıklığına uğradım. Ama üst taraf yine müthiş. Selamlaşırken sulu sulu öptüm. Nereye gideceğimizi konuştuk ayaküstü. Açıkçası çok da umrumda değildi… benim gözlerim onun dekoltesindeydi. Pi’ye gitmeye karar verdik.

Bir masaya oturduk. Karşısına geçmek yerine yanına oturmaya tercih ettim. Biralarımızı içerken o anlatmaya başladı; “ozan’ı hatırlıyor musun?”. Açıkçası neyle karşılaşacağımı bilmiyordum ve böyle bir başlangıç da hayal etmemiştim. Sadece “evet” dedim. “ben ondan çok hoşlanıyordum.” Diye devam etti. “bir akşam ona içmeye gittim. Her şey mükemmeldi. Bir ara beni öptü; ben de karşılık verdim. Sevdiğim adamın kollarındaydım. Sarmaş dolaş… bir yandan içiyorduk arada bir öpüşüyorduk. Çok güzeldi.” Ne diyeceğim konusunda en ufak bir fikrim yoktu. Her şeyi planlamıştım ama o ozan dallaması tüm planlarımın içine ediyordu. “ee.. sonra?” diyebildim. “sonra baya sarhoş olduk. Sevişmeye başladık. Bakire olduğum için henüz içime girmesini istemediğimi söyledim. Ama dinlemedi girmeye çalıştı. Boğuştum biraz ama zorla girdi içime…”. Biraz sustu bir yudum bira aldı gözünden bir damla yaş düştü ve devam etti; “sonra ses etmedim. Ama ertesi gün yüzüme bakmadı bile. -Sarhoştum oldu bir kere- dedi. Sonunda da -seninle olmazdım yoksa.- dedi.”. bunu söleyip bana sarıldı ve ağlamaya başladı.bir kaç boş teselli cümlesi saydım. Sonra düşündüm; ozan’a gittiyse bana da gelir. Hatta ozan’ı unutmak için bu gece bana geldi…

Zaman geçtikçe içkinin etkisiyle iyice yakınlaştık. Fazla içmiyordum ama onun biraz daha içmesi için dua ediyordum. Bir iki kez yanlışlıkla olmuş gibi göğüslerini elledim. Tam da hayalimdeki gibiydi. Ozan’a biraz daha sayıp sövdüm. Bu hoşuna gitmişti. “saat geç oldu. Artık karşıya geçme bu halde. Bana gel bende kalırsın.” Dedim. Mırın kırın etse de kabul etti. Saat 2 gibi hesabı istedik. Kahretsin param yetmedi… kalanı özge ödedi.

Meydana çıkıp bir taksi çevirdik. Taksim’deki taksi sayısı sanırım tüm yurt genelinden daha fazla. O taksiye binmekten vazgeçip gümüşsuyu’na doğru yürüdük ve the marmara’yı biraz geçince taksi çevirdik. “beşiktaş’a…” dedim kendimden emin bir sesle. Özge sızdı takside. Evin önüne geldiğimizde özge’nin çantasını açtım para çıkardım ve taksiciye uzattım. “üstü kalsın.” Dedim. Taksici alaycı bir ifadeyle “ablaya da bir sorsaydık keşke.” Dedi. Özge’yi uyandırdım ve evin kapısına geldik.

Evin kapısını açmak için elimi cebime attım. Anahtarım yanımda değildi bütün ceplerimi karıştırdım ama yoktu işte. Yatağı düzeltmeyi hatta kıllarımı bile akıl etmişken anahtarı evde unutmayı akıl etmemiştim. Özge “ bir sorun mu var?” dedi. O sırada apartmanın otomatı söndü. Buraya kadar gelmiştim ve bir anahtar yüzünden hayallerimden olamazdım. Özge’yi tuttum ve öpmeye çalıştım. Bir yandan da elimi bluzundan içeri attım. Özge sessizce “can ne yapıyorsun?” dedi ve beni itti. “hadi özge bunun için gelmedik mi?” diyip tekrar atıldım. Bir tokat attı ama bu beni durduramadı. İmdat diye bağırdı. Apartmandakilerin uyanmasından korkarak geri çekildim. “sen sapığın tekisin.” Diyip aşağı koşmaya başladı. Ben de peşinden koştum, tam kolunu tutacakken dengemi kaybettim ve merdivenlerden aşağı yuvarlandım. Bacağım kanıyordu.

Ne yapacağım diye düşünürken haldun’u aradım. Haldun benle aynı bölümden; iyi çocuktur sever de beni… uykulu bir sesle açtı telefonu. “anahtarımı unutmuşum sana gelebilir miyim?” dediğimde cevabı “iyi gel.” Oldu. Saat 4 gibi haldun’daydım. Kapıyı açtı ve “ben uyuyorum sen takıl.” Dedi. Koltuğa oturdum ve bir sigara yaktım. Özge’nin ne kadar basit bir kız olduğunu düşündüm. Ozan’la yatmıştı ama benle yatmadı. Ne olurdu sanki? Ama belki de sarhoşluktan böyle yapmıştır diye düşündüm. Yarın arar diye düşünüyorum. Haldun’un bilgisayarı açıktı. Kucağıma aldım. msn oturumu açık kalmıştı. Ozan’la konuşma penceresi de açıktı. Yazdığını okudum; “can malı anahtarını unutmuş bana geliyormuş. Puff bir bu eksikti. Kurtulamadım şu heriften.”.

Kalktım kapıya yöneldim, kapıyı açtım ve dışarı çıktım. Bir bankamatikten para çektim ve yolda gördüğüm travestiyle anlaştım. “Evin var mı?”dedi. “yok.” Dedim. “Sorun değil yıldız parkı’na gidelim.” dedi. Kabul ettim… ben gerçekten “ıssız adam”dım…

KEMİKLERİM EZİLİYOR

2 ay önce olsa makineli sesini duyduğumda ranzanın yanına çöküp ağlardım. Hem de titreye titreye… bu sabah ise aklımdan geçen tek şey okkalı bir küfür oldu. Tüm bunları düşünürken çoktan kamuflajımı, botlarımı ve parkamı giymiştim bile. Miğferimi taktım, tüfeği aldım ve koşarak bir kum torbası tepesinin arkasındakini yerimi aldım. Tetiğe basmadan aklımdan geçen tek şey “her seferinde saat 4’te mi gelmek zorundasınız? Uyumak istiyorum.” Oldu. Biraz sonra otomatiğe bağlanmış gibi ateş ediyordum. Aslında bir şey gördüğüm de yoktu ama etmezsem ateş altında bu uykusuz geceye devam etmek zorundaydım. Derken o ilahi patlama! Ne oldu ne bitti çok hatırlamıyorum. Birkaç çığlık… sonra silah sesleri kesildi. Fakat keşke kesilmeseydi çünkü onların yerini insan çığlıkları aldı. 10 dakika sonra tepemizde bir helikopter uçmaya başladığında bugünlük çatışma bitmiş demekti. Ama sesler hala kulağımda. O an geriye baktım; karakolun çatısında kocaman bir delik vardı. İçeri girdim 3 asker yerdeydi… geldiğimden beri ilk kez bugün ölümden korktum. Çünkü ilk kez bizim birlikten biri yanımda şehit olmuştu. Bir dahaki sefere piyangonun bana çıkma ihtimali pek de düşük sayılmazdı. Şafak; 298…

bugün hava enfes; yaklaşık 5 derece. Ne o? Kıçınla güldün değil mi? Öyle deme; eğer buradaysam ve başka bir yere gitme şansım da yoksa buradaki 5 dereceyi dünyanın hiçbir şeyine değişmem. İnsan her şeye alışıyor. Daha önce okul tuvaletine bile giremeyen ben; burada alaturka tuvalette işimi görürken sigara bile içebilmeye başladım. Asker ocağının artılarından biri de bu olsa gerek. Başka alıştığım şeyler de var. Mesela; silah sesi… mesela; vurulan bir insanın çığlığı… en kötüsü de ölüme alıştım; daha önce bir sineği bile öldürürken durup düşünen ben… yarın ilk defa araziye çıkıcam. Açıkçası korkuyorum. Belki buna da alışırım; belki de alışmaya fırsat kalmaz. Alışmayı diliyorum. Çünkü diğerine henüz hazır değilim. Şafak; 201…

bugün muhbir teröristlerle futbol oynadık. Bu adamlarla bir gün birbirimize kurşun sıkmış olduğumuza inanamıyorum. Çoğu cahil; ama üniversite mezunları bile var içlerinde. Düşündüm; madem bugün bunu yapabildik; yarın neden ateş etmek zorundayız ki? Onları suçlamıyorum. Ama her arkadaşım şehit olduğunda hatta karşı taraftan birileri hayatını kaybettiklerinde bu savaştan rant sağlayanlara ettiğim küfür dozajı bir kat daha artıyor. Dün akşam muhbirlerden bekir’le konuştuk. Sevdiği kızın ailesinin sırf kendisi kürt diye evliliklerine izin vermediğinden; abisinin dağda olduğundan falan bahsetti. Abisi dağda kendisi burada… burası o kadar karışık bir yer ki. Bu en basit örnek belki de… en takıldığım nokta ise ölmemek için bu yolu seçtiğinden bahsetti. Burada ölmemek için öldürmeniz gerekiyor. Bunu ne kadar bilsem de başkasından duymak tüylerimi diken diken etmeye yetiyor. Şafak; 186…

kulağıma kurşunların havadaki sesleri gelirken kalakaldım. İki yanımdaki askerler şehit oldu. Komutanın tokadıyla kendime geldim. “ne oldu çabuk siper al.” Diye bağırdı. “iki kişi şehit komutanım.” Diye karşılık verdim. “olacak, çabuk! Siper al biz de gitmeyelim.” Diye bağırdı. Akşam birliğe döndüğümde bilanço ağırdı. 2 arkadaşım şehit olmuş, biri mayına basmış ayağını kaybetmişti. Benimse kaybettiğim başka… sanırım aklımı yavaş yavaş kaybetmeye başlıyorum. Şafak; 174…

sonunda telefon çalışıyor. “alo selin?” diyorum. Pek de mutlu olmayan bir sesle “can sen misin?” diyor. “evet. Bir şey mi oldu?” diyorum. “can ben evleniyorum! Bir daha beni arama.” Diyip telefonu kapatıyor. Gidemiyorum telefonun başından. Komutan geliyor yanıma ve her şeyin yolunda olup olmadığını soruyor. “yolunda.” Diyip tuvalete koşuyorum. Bir sigara, bir sigara daha… bu kadar göz yaşı üretebileceiğim daha önce aklıma gelmezdi. Elimde olsa hemen İstanbul’a giderdim. Sevgilim beni terk etti ama ben bu bok çukurunda sigara içip ağlamaktan başka bir şey yapamıyorum. Haksızlık bu diye geçirdim içimden. Ama sonra buralarda haksızlığı neden bu kadar geç fark ettiğimi sorguladım kendi kendime. Bu benim için haksızlıktı ama burada tek haksızlığa uğrayan ben değildim. İnsanlar hayatlarını kaybettiler. Bu haksızlıktı… insanlar kollarını bacaklarını kaybettiler, haksızlıktı. Ve şimdi ben sırf burada olduğum için sevgilimi kaybettim bu da haksızlık. O’na nedense suç bulamıyorum şu anda. Belki ben de bekleyemezdim aynı durumda olsaydım. Ama bu allahın belası yer yüzünden ben de haksızlığa uğruyordum. Buranın kazananı yok; burada herkes kaybeder. Şafak; 151…

rüyaymış… 3 gecedir üst üste mayına bastığımı görüyorum rüyamda. Bu beni ölmekten daha çok korkutuyor. Kendime gelmeye çalışırken boğuk boğuk bir ağlama sesi duyuyorum. Bir asker ağlıyor olmalı. Koğuşun en çok bu yanını seviyorum yarın kimin ağladığını bilmiyor olucam. Belki konuştuğum belki birlikte yemek yediğim biri ağlayan kişi olacak. Çok umrumda da değil açıkçası, çünkü burada herkes herkesin ağladığının farkında. Kim olduğu pek önemli değil. Şafak; 148…

pusuya düştük! Yanı başımda 4 şehit ve 3 yaralı var. Yaralıların çığlığı biraz sonra kendimi vurmama sebep olabilir. Yeter artık biri bizi kurtarsın. 3 kişi kaldık. Kaç kişi ateş ediyorlar bilmiyorum bile. Değil kafamı kaldırmak, tüfeği bile oynatamıyorum yerinden. Hayatında namaz kılmamış ben; dua etmeye başladım. Lütfen artık bir yardım gelsin…

3 saat oldu hala ateş altındayız. Yaralılardan 2’si şehit oldu. Koku inanılmaz boyutta. Diğer yaralının ise dışarı çıkan organlarını içeri bastırmaya çalışıyoruz. Ama nafile. O da gidecek… derken kolumda bir sızı… çıkıp ölmek mi daha zor yoksa burada durup beklemek mi?

5 saat sonunda helikopterle bizi aldılar. 7 şehit verdik. Hastaneye götürülüyorum. Aklımdaysa gözümün önünde son nefesini veren şafak’ın sözleri; “anneme can çekiştiğimi söylemesinler!”. Şafak;143…

ece’yle iş yerinde tanıştık. Bu gece buluşup bir şeyler içeceğiz. Eskiden böyle bir durumda bu kadar kasılmazdım. Ama bu selin’den sonra bir ilk. Kendime pek güvenim olduğu söylenemez. Askerden beri özellikle çok konuşamıyorum insanlarla. Saat 7 gibi taksim’de buluştuk. Mekanın kapısında garsona zoraki bir gülümsemeyle iyi akşamlar diledim. Sosyal görünebildiğim tek konu bu sanırım; garsona iyi akşamlar dilemek. Buluşma pek iyi gitmiyor benim açımdan. Sanırım sıkıldı. Pek konuşmuyorum. Genelde konuşan o… derken o ilahi patlama! Masanın altına giriyorum hemen. Ece ürkekçe masanın altına bakıyor. Kafam ellerimin arasında cenin pozisyonunda duruyorum masanın altında. “sadece gök gürledi can.” Diyor. Ama ben çıkamıyorum masanın altından. Ece 5 dakika sonra gidiyor. Gece 3’e doğru garson yanında 2 polisle gelerek beni masanın altından alıp dışarı attılar. Ece giderken hesabı ödemiş… istiklal’de yürürken aklımda sadece eve gitmek vardı. Bu bardağı taşıran son damlaydı. Şafak; 4...

işten istifa ettim. Eve geldim televizyonu açtım. Başbakan kürt açılımından bahsetti bir süre. Kapadım televizyonu ve ağlayarak dışarı attım kendimi. Beşiktaş’ta bir yandan ağlayıp bir yandan insanları yararak yürümeye başladım. O gece dışarıda yattım; bir çöp konteynırının yanında. Şafak; 1…

uyandığımda cüzdanım çalınmıştı. Annemin yanında olup beni dizinde uyutmasını o kadar isterdim ki şu anda. Sonra düşündüm neden olmasın. Annemin yanına gitmek iyi bir fikir olabilirdi. Ama böyle gidemezdim. Önce halletmem gereken bir iş var. Taksiye bindim “kadıköy’e.” Dedim. İndiğim yerde parayı başkasının ödeyeceğinden bahsettim. Taksi yol alırken aklımdan bir ton şey geçti. En önemlisi orada bir şeylerini kaybeden insanlarla ilgiliydi. Kimi canını kaybetti ama kendi giderken arkasında onlarca eksik kalmış insan bıraktı. Kimi kolunu bacağını kaybetti… artık onlar eksik birer adamdı. Bense orada kendimi, benliğimi kaybettim. Ben de eksik bir adamdım. Köprüde trafik adım adım ilerliyordu. Biran kapıyı açtım ve korkuluklara doğru koştum. Geriye hiç bakmadım; korkulukları da aşıp kendimi aşağı bıraktım. Kemiklerim eziliyor. Ama tüm eksikliğim yok oluyor. Aklım geri geliyor; şehitler geri geliyor; kollar bacaklar geri geliyor; işte sorun kalmıyor. En önemlisi ve beni en mutlu edeni benliğim ben denizin dibine doğru giderken bana doğru geliyor. Şimdi anneme beni hatırladığı eski halimle gidiyorum işte… şafak; 0…